750 TL ÜZERİ SİPARİŞLERDE ÜCRETSİZ KARGO

3'LÜ PAKETLERDE ÖZEL İNDİRİM

Köpekler bizden daha iyi mi koku alır?

Köpekler bizden daha iyi mi koku alır?

Bir köpeğin insandan "on bin kat" iyi koku aldığını hepimiz bir yerde okuduk. Bu cümlenin izini bir deneye kadar sürmek ise şaşırtıcı biçimde zor: rakamı tekrar eden kaynaklarda dayanak olarak bir ölçüm gösterilmiyor. Arkasında ölçülmüş bir karşılaştırma değil, 1879'da yazılmış bir anatomi makalesi, o makalenin özgür irade üzerine kurduğu bir varsayım ve yüz kırk yıl boyunca yeniden ölçülmeden tekrarlanan bir sınıflandırma var. Bu yazı, o sıralamanın nereden geldiğini ve ölçüm masasına çıkıldığında ne olduğunu anlatıyor.

Sıralama ölçülmeden kuruldu

İnsanı "zayıf koku alan" hanesine yazan şey bir performans testi değil, beyindeki koku soğanının oransal küçüklüğüydü.

Oran küçük, sayı değil

Koku soğanı insan beyninin yaklaşık %0,01'i, fare beyninin ise %2'si kadar. Ama içindeki nöron sayısı bakımından türler aynı mertebede duruyor.

Ölçülenler tek yönlü çıkmadı

Altı kokulu maddeyle yapılan bir karşılaştırmada fareler dördünde daha duyarlı çıktı; kalan ikisinin birinde insanlar farelerden ve maymunlardan üç büyüklük basamağı daha duyarlıydı.

Köpeğin burnu yine de farklı

Fark duyarlılık sıralamasında değil, havanın burun içinde izlediği yolda ve koklama hızında görünüyor.

Ölçülmemiş bir sıralamayı yüz kırk yıldır tekrar ediyoruz

Memelileri koku alma yeteneğine göre sıraya dizen tabloyu çoğumuz bir yerlerden biliyoruz: en üstte köpek, ortada bir yerlerde insan. Bu tablonun ilginç yanı, hiçbir zaman bir koku eşiği ölçümüne dayanmamış olması.

2017'de Science'ta yayımlanan bir derleme tam olarak bunu söylüyor. John P. McGann'ın makalesinin özeti şöyle açılıyor: "İnsanların diğer memeli türlerine kıyasla zayıf bir koku duyusuna sahip olduğuna yaygın biçimde inanılır. Ancak bu fikir insan koku alma duyusuna ilişkin deneysel çalışmalardan değil, ünlü bir on dokuzuncu yüzyıl anatomistinin, insanda özgür iradenin evriminin beyindeki koku soğanının oransal boyutunda bir küçülme gerektirdiği yolundaki varsayımından türemiştir."

Cümlenin ağırlığı "deneysel çalışmalardan değil" kısmında. Sıralama bir hipotezden doğmuş, sonra ders kitaplarına kopyalanmış, sonra da kendini kanıtlamış gibi davranmaya başlamış.

1879: sıralamanın sorulmadan kurulduğu yer

Söz konusu anatomist Paul Broca. 1879'da Revue d'Anthropologie'de yayımladığı Localisations cérébrales: Recherches sur les centres olfactifs başlıklı çalışmada memeli beyinlerini karşılaştırdı ve koku soğanının beynin geri kalanına oranının insanda çok küçük olduğunu gördü.

Buradan çıkardığı sonuç bir duyu ölçümü değildi. McGann'ın aktarımıyla Broca, "koku soğanının daha küçük olan oransal hacminin, ön lobda özgür iradenin yerleşmesine karşılık geldiği" sonucuna vardı. Yani insanın kokuya daha az bağımlı olması, iradenin yerleşmiş olmasının işareti sayıldı.

Broca bu ayrımı adlandırmak için osmatique ve anosmatique terimlerini ortaya attı. McGann'ın altını çizdiği nokta şu: "İnsanların başlangıçta 'anosmatik' olarak sınıflandırılması, esas olarak koku alma yeteneklerimizle değil, karşılaştığımız koku uyaranlarına vereceğimiz tepkiyi bilinçli olarak seçebilme yetimizle ilgiliydi." Kategori, burun hakkında değil, irade hakkındaydı.

McGann bu tercihin dönemin tartışmalarından bağımsız olmadığını da anlatır: Fransız tıp fakültelerinde "ateizm ve materyalizm" öğretilmesine yönelik kilise itirazı, insanı ayrıksı kılan fiziksel bir işaret arayışını besliyordu. Bu, makalenin tarihsel okuması — burada da McGann'ın yorumu olarak aktarıyoruz.

Bir sınıflandırma, ölçtüğünü sandığı şeyi ölçmediğinde bile yüz yıl yaşayabilir. Yeter ki adı kolay söylensin.

1890: etiketler bugünkü hâlini alıyor

Bugün kullandığımız üçlü etiketi bu hâline getiren Broca değil, Edinburgh'lu anatomist Sir William Turner. 1890'da Journal of Anatomy and Physiology'de yayımlanan The convolutions of the brain: a study in comparative anatomy başlıklı çalışmasında Broca'nın ikilisini üçe böldü ve araya mikrosmatik kategorisini yerleştirdi; memeliler böylece makrosmatik, mikrosmatik ve anosmatik diye ayrıldı: koku aygıtı güçlü olanlar, "görece zayıf" olanlar ve koku organları bütünüyle bulunmayanlar.

Terimler hâlâ dolaşımda. Onları kuran ölçüt ise bir davranış testi değil, bir beyin kesitinde görünen oran farkıydı.

Oran mı, sayı mı? Aynı organın iki farklı ölçüsü

Broca'nın gördüğü oran gerçek. McGann'ın makalesi bunu yadsımaz, doğrudan verir: koku soğanı "insan beyninin hacimce yaklaşık %0,01'ini oluştururken, fare beyninin %2'sini oluşturur". İki yüz kat fark.

Ama aynı organ mutlak olarak ölçüldüğünde tablo değişiyor. Makaleye göre "insan koku soğanının mutlak boyutu epeyce büyüktür, fare ve sıçan koku soğanlarından çok daha büyüktür". Nöron sayısına bakıldığında ise makalenin cümlesi şu: "bu türler arasında koku soğanı nöronlarının mutlak sayısı her zaman 10 milyon nöron mertebesinin bir büyüklük basamağı içindedir."

Beyne oranı hacimce, % Fare — %2 İnsan — %0,01 Broca'nın 1879'da gördüğü fark bu sütun. Sütunlar ölçeğe uygun değildir; gerçek fark iki yüz kattır. Koku soğanı nöron sayısı karşılaştırılan altı tür 10 milyon nöron mertebesi insan, fare, hamster, kobay, makak, sıçan — hepsi bu bantta Aynı organ, ikinci ölçüt: sayı. Bant bir büyüklük basamağını gösterir. Soldaki ölçüt bir sıralama üretir; sağdaki üretmez. Hangi ölçütü seçtiğin cevabı belirler. Kaynak: McGann 2017, Science.
Şematiktir. Soldaki iki değer McGann 2017'de verilen yüzdelerdir; sağdaki bant tek tek tür değerlerini değil, makalenin belirttiği ortak büyüklük basamağını gösterir.

Burada bir ölçüt tercihi var ve bütün sonuç ona bağlı. Beyne oranını seçersen net bir sıralama çıkıyor. Nöron sayısını seçersen sıralama dağılıyor. Yüz kırk yıl boyunca tekrarlanan tablo, iki ölçütten yalnızca birine dayanıyor.

Reseptör geni saymak neyi ölçer?

Yirminci yüzyılın sonunda tartışmaya yeni bir sayı girdi: koku reseptörü geni. İnsan genomundaki koku reseptörü genlerinin ne kadarının işlev gördüğünü koku alma duyusu nasıl çalışır yazısında ayrıntısıyla yazmıştık; burada ilgilendiğimiz şey sayının kendisi değil, sayıdan çıkarılan sonuç.

Türler arası tablo şöyle kuruldu: insanda yaklaşık bin koku reseptörü geninin ancak 390 kadarı reseptör proteini kodluyor; fare ve sıçanda işlevsel gen sayısı 1000–1200 aralığında veriliyor. Köpeğin sayısı bu çalışmanın metninde geçmiyor — makale kendi karşılaştırmasını fare ve sıçan üzerinden anlatıyor. Afrika fili bu tablonun en uç noktasında duruyor — Niimura, Matsui ve Touhara'nın 2014'te Genome Research'te yayımladığı çalışma, on üç plasentalı memeli genomunu karşılaştırdı ve Afrika filinde "şaşırtıcı derecede büyük bir işlevsel koku reseptörü geni dağarcığı (~2000)" buldu — tam sayıyla 1948. Bu, bugüne kadar tanımlanmış en büyük dağarcık.

İşlevsel koku reseptörü geni (yaklaşık) Afrika fili 1948 Fare, sıçan 1000–1200 İnsan ~400 Bu sütunlar bir genom sayımıdır, bir koku eşiği ölçümü değil. Sayılar yayımlandığında hiçbir duyusal test yapılmamıştı. Kaynak: Niimura, Matsui & Touhara 2014; McGann 2017.
Şematiktir. Üç değer de Niimura, Matsui ve Touhara 2014'ün metninde verilen sayılardır; sütun uzunlukları bu sayılarla orantılıdır.

Sayının kendisi sağlam. Sorun, sayıdan yapılan sıçramada. McGann'ın ifadesiyle bu rakamlar "primatlarda görece sınırlı koku alma yeteneğinin bir 'korelatı' olarak hemen yorumlandı, oysa hiçbir gerçek duyusal test yapılmamıştı".

Aradan geçen yıllarda tablo daha da karmaşıklaştı: insan koku epitelinde "yalancı gen" sayılan dizilerin yaklaşık %60'ının aslında mRNA'ya kopyalandığı görüldü. McGann'ın uyarısı burada genel bir metodoloji uyarısı: insanda zayıf bir koku duyusuyla "uyumlu" bir veri her bulunduğunda doğrulama yanlılığına karşı dikkatli olmak gerekiyor.

Kapsam notu: bir gen sayımı bir yetenek ölçümü değildir. Bu bölümde karşılaştırılan şey türlerin genomları ile o türlerle yapılmış davranış ölçümleri arasındaki boşluktur.

Ölçüm masasına çıkıldığında ne oldu?

Karşılaştırmayı gerçekten yapan çalışmalar var ve sonuçları tek yönlü değil. En temizlerinden biri 2013'te PLoS ONE'da yayımlandı: Sarrafchi, Odhammer, Hernandez Salazar ve Laska, altı kükürtlü kokulu maddeyle CD-1 farelerini, örümcek maymunlarını ve insanları paralel olarak test etti.

Kokulu maddelerin seçimi önemli: hepsi farenin doğal avcılarının kokusunun bileşenleri. Yani uyaran seti fareye göre kurulmuş. Çalışmanın kendi cümlesiyle sonuç şu: "fareler altı avcı kokusundan dördünde insan deneklerden ve örümcek maymunlarından anlamlı biçimde daha duyarlıydı. Ancak insan denekler kalan iki kokuda farelerden anlamlı biçimde daha duyarlıydı."

Altı avcı kokusu, üç tür, paralel test Farenin daha duyarlı olduğu 4 madde 2,2-dimetiltiyetan 3-merkapto-3-metilbütan-1-ol 3-metil-1-bütantiyol metil-2-feniletil sülfür İnsanın daha duyarlı olduğu 2 madde 2-propiltiyetan 3-merkapto-3-metilbütil format Bu iki madde de farenin avcılarının kokusundan geliyor. Denek sayısı: 6 fare, 4 dişi örümcek maymunu, 12 insan. Karşılaştırma fareyle yapıldı — köpekle değil. Kaynak: Sarrafchi, Odhammer, Hernandez Salazar & Laska 2013, PLoS ONE.
Şematiktir. Maddeler çalışmada test edilen altı kükürtlü bileşiktir; kutular duyarlılık değerlerini değil, hangi türün hangi maddede anlamlı biçimde daha duyarlı bulunduğunu gösterir.

Bu maddelerden biri, 3-merkapto-3-metilbütil format, McGann'ın derlemesinde ayrıca anılıyor: insanlar bu maddeye "farelerden veya maymunlardan üç büyüklük basamağı daha duyarlıydı ve on iki insan deneğin hepsi tek tek hayvanların hepsini geride bıraktı".

Bir noktayı net söylemek gerekiyor: bu karşılaştırma fareyle yapıldı, köpekle değil. Yazının başındaki soruyu tam olarak yanıtlayan bir ölçüm dizisi literatürde yok. McGann'ın bu boşluğu tarif eden cümlesi şöyle: "köpekler bir yangın musluğu üzerindeki idrarları ayırt etmekte insanlardan daha iyi olabilir ve insanlar kaliteli şarabın kokularını ayırt etmekte köpeklerden daha iyi olabilir, ama bu tür karşılaştırmaların çok azının gerçek deneysel desteği vardır."

İnsan iz sürebilir mi?

2007'de Nature Neuroscience'ta yayımlanan bir çalışma soruyu davranış tarafından sordu. Porter ve arkadaşları 32 deneğin diğer bütün duyusal girdileri kapatılmış hâlde, açık bir çim alanda yaklaşık 10 metrelik bir koku izini takip edip edemediğine baktı. İz çikolata esansiyel yağıyla çizilmişti.

Deneklerin üçte ikisi izi sonuna kadar takip edebildi: 32 kişiden 21'i. Burun delikleri kapatıldığında hiçbiri başaramadı — bu, görevin gerçekten koklamayla yapıldığının kontrolüydü.

İkinci deney alışkanlığı ölçtü. Dört denek iki hafta içinde üç gün boyunca, günde üç kez çalıştı. İz boyunca hızları ilk gün saniyede 0,026 metreyken son gün 0,057 metreye çıktı. Çalışmanın kendi yorumu: "takip hızının birkaç gün içinde iki katından fazlasına çıktığı düşünülürse, daha uzun süreli çalışmanın takip hızında daha da artışa yol açacağını öne sürüyoruz."

İz takip hızı (m/sn), dört denek 1. gün 0,026 Son gün 0,057 Aynı çalışma, köpeklerin çok daha hızlı kokladığını (~6 Hz) ve bunun köpeklerin bu görevdeki üstünlüğünü kısmen açıklayabileceğini yazıyor. Kaynak: Porter ve ark. 2007, Nature Neuroscience.
Şematiktir. İki değer çalışmanın bildirdiği ortalama hızlardır; sütun uzunlukları bu iki değerin oranını gösterir.

Çalışmanın üçüncü deneyi belki en şaşırtıcı olanı. Parçacık görüntülemeli hız ölçümüyle burun deliklerinden içeri çekilen hava incelendi ve "her bir burun deliğinin uzamda birbirinden ayrı, örtüşmeyen bölgelerden hava çektiği" görüldü. İki burun deliğinin örneklediği bölgeler arasında yaklaşık 3,5 santimetre var. İnsan, tıpkı iki kulakla ses kaynağının yerini belirlediği gibi, iki burun deliği arasındaki farkı kullanıyor.

Makalenin özeti sonucu şöyle bağlıyor: "bu bulgular koku izi takibinin temel mekanizmalarını ortaya koyuyor ve insan koku alma duyusunun kötü ününün, kısmen nihai yeteneklerden değil davranışsal taleplerden kaynaklanıyor olabileceğini düşündürüyor."

Köpeğin burnu gerçekten farklı — ama fark nerede?

Buraya kadarki tartışma sıralamayla ilgiliydi, anatomiyle değil. Köpek burnunun farklı olduğu tartışmalı değil; nerede farklı olduğu ise güzel bir soru.

Craven, Paterson ve Settles'ın 2010'da Journal of the Royal Society Interface'te yayımladığı hesaplamalı akışkanlar dinamiği çalışması köpek burun boşluğunun üç boyutlu, anatomik olarak doğru bir modelini kurdu. Ortaya çıkan tablo şu: köpekte koklama sırasında hava, solunum için izlediği yoldan ayrılıyor ve kokuyu koku bölgesine taşımak üzere ayrı bir yol izliyor. Bu ayrımı mümkün kılan yapı, burnun arka üst bölümündeki koku girintisi (olfactory recess). Çalışma, memelilerde koku keskinliğinin bu girintinin gelişmiş olup olmamasına bağlı taşınma desenleriyle ilişkili olduğunu öne sürüyor. Aynı çalışma, köpekte de "koklama sırasında her burun deliğinin uzamsal olarak ayrı koku örnekleri aldığını" buluyor.

Yani fark bir "kat sayısı" değil, bir mimari. İnsan burnunda gelişmiş bir koku girintisi yok ve hava koku bölgesine farklı bir desenle ulaşıyor. Porter'ın çalışmasının kendi itirafı da bu yönde: köpekler çok daha hızlı kokluyor (yaklaşık 6 Hz) ve makale bunun "köpeklerin iz takibindeki üstünlüğünü kısmen açıklayabileceğini" yazıyor. İz sürmede köpeğin daha iyi olduğunu çalışmanın kendisi de kabul ediyor ve gerekçe olarak köpeklerin çok daha hızlı koklamasını gösteriyor. Bu bir kabul; iki türü yan yana koyan bir ölçüm değil.

Tartışma "köpek mi, insan mı" değil. Tartışma, tek bir sıra numarasının iki farklı burnu tarif edebileceği varsayımı.

"On bin kat" sayısı nereden geliyor?

Yazının başındaki rakama dönelim. Köpeğin koku alma duyusunun insanınkinden "10.000 ila 100.000 kat" daha güçlü olduğu ifadesi popüler bilim yazılarında ve kurum sayfalarında çok sık geçiyor. Bu rakamı tekrar eden kaynaklarda dayanak olarak bir ölçüm çalışması gösterilmiyor ve biz de bu yazıyı hazırlarken böyle bir birincil ölçüme ulaşamadık.

Burada söylenebilecek şey sınırlı ve o sınırın içinde kalmak gerekiyor: rakamın yanlış olduğunu söylemiyoruz, rakamın izini bir ölçüme kadar süremediğimizi söylüyoruz. Literatürün kendi ifadesi de bu yönde — McGann'ın yukarıda alıntılanan cümlesi, bu tür türler arası karşılaştırmaların çok azının deneysel desteği olduğunu söylüyor.

Bir sayının ne kadar sık tekrarlandığı, onun ne kadar ölçüldüğü hakkında bilgi vermiyor.

Türkçede burun, koku ve on dokuzuncu yüzyıl

Sözlüğe bakmak bazen tarihe bakmakla aynı şey. Türk Dil Kurumunun Güncel Türkçe Sözlüğünde koku şöyle tanımlanıyor: "Nesnelerden yayılan küçücük zerrelerin burun zarı üzerindeki özel sinirlerde uyandırdığı duygu; buke."

Tanımın içinde bir bilim tarihi duruyor. "Nesnelerden yayılan küçücük zerreler" ifadesi, kokunun maddeden kopan parçacıklarla taşındığı fikrinin klasik anlatımı. Sözlük bunu bir kusur olarak taşımıyor; sözlükler dilin yerleşmiş anlatımını kaydeder. Ama aynı yüzyılın sınıflandırmalarını tartıştığımız bir yazıda, gündelik dilin o yüzyıldan ne kadarını hâlâ taşıdığını görmek dikkate değer.

Burun maddesinin ilk anlamı ise şaşırtıcı biçimde işlevsel: "Alınla üst dudak arasında bulunan, çıkıntılı, iki delikli koklama ve solunum organı; koku alma organı." Porter'ın çalışmasındaki üçüncü deneyin tamamı, bu tanımdaki "iki delikli" ifadesinin neden önemli olduğu üzerine.

Sözlüğün aynı maddesinde burnun üçüncü anlamı "büyüklük taslama" olarak veriliyor ve deyimlerin çoğu bu anlamın etrafında dönüyor: burnu büyümek, burun kıvırmak, burnunun ucunu görmemek. Türkçede burun, koku alan organ olduğu kadar kibrin de organı. Koklamak fiilinin ikinci anlamı da güzel: "çok az kullanmak, çok azıyla yetinmek."

Koku için neden kendi başına bir sözcük dağarcığımız olmadığını kokuları neden tarif edemiyoruz yazısında anlatmıştık.

Koklamak bir beceri mi?

Porter'ın ikinci deneyinde ölçülen şey burnun kendisi değil, görevin nasıl yapıldığıydı — nereye eğileceğini, ne sıklıkta soluk alacağını, sapınca ne yapacağını öğrenmekti.

Bu, gündelik hayatta kokuyu ne kadar kullandığımızla ilgili bir soruya açılıyor. Bir kokuyu fark etmek çoğu zaman dikkat meselesi: aynı odada saatlerdir duran bir koku, dışarı çıkıp geri döndüğünde yeniden belirir. Bu mekanizmayı — kokuya alışma ve alışmanın neden tam bir kayıp olmadığını — koku alma duyusu nasıl çalışır yazısında ölçülmüş verilerle anlatmıştık. Tadın ne kadarının aslında burundan geldiğini ise lezzeti dilimiz mi alıyor, burnumuz mu yazısında.

"İyi koku almak" tek bir yetenek değil

Sıralama tartışmasının altında çözülmemiş bir tanım sorunu var. "Daha iyi koku alıyor" cümlesi, birbirinden bağımsız ölçülen en az dört ayrı şeyi tek kelimeye sıkıştırıyor.

Eşik

Bir maddenin hangi en düşük derişimde fark edildiği. Sarrafchi ve arkadaşlarının altı kükürtlü maddeyle ölçtüğü şey buydu.

Ayırt etme

İki kokunun birbirinden ayrı olduğunun anlaşılması. Adlandırmayı gerektirmez; bu ölçüyü koku alma duyusu nasıl çalışır ele almıştık.

Tanıma ve adlandırma

Kokunun neye ait olduğunun bilinmesi. Dile ve deneyime bağlıdır, buruna değil.

Kaynağı bulma

Kokunun mekânda nereden geldiğinin izlenmesi. Porter ve arkadaşlarının çim alandaki deneyi bunu ölçtü.

Bu dördü aynı yönde gitmek zorunda değil. Bir tür bir maddede çok düşük eşiğe sahip olup kaynağı bulmakta yavaş olabilir; başka bir tür eşikte geride kalıp izi hızla sürebilir. Nitekim elimizdeki ölçümler tam olarak böyle dağılıyor: eşik ölçümlerinde sonuç maddeye göre değişiyor, iz sürmede ise köpeğin daha iyi olduğu çalışmanın kendisi tarafından kabul ediliyor.

Tek bir sıra numarası bu dört ölçüyü birden temsil edemez. "Hangisi daha iyi koklar" sorusunun tek cümlelik bir cevabı olmamasının nedeni tam olarak bu.

Dört çalışma, dört farklı soru

Aşağıdaki tablo dört çalışmayı yan yana koyuyor — ikisi ölçüm, biri model, biri genom sayımı. McGann'ın 2017 tarihli makalesi bu tabloda yok, çünkü o bir derleme: kendi ölçümünü yapmaz, bu alandaki ölçümlerin ne söylediğini ve ne söylemediğini tartışır.

ÇalışmaÖlçülenKarşılaştırılanSonuç
Sarrafchi ve ark. 2013 Saptama eşiği, altı kükürtlü madde Fare, örümcek maymunu, insan Dört maddede fare, iki maddede insan anlamlı biçimde daha duyarlı
Porter ve ark. 2007 Açık alanda koku izi takibi İnsan (köpek verisi literatürden anılıyor) 32 denekten 21'i izi sürdü; iki hafta içindeki üç çalışma gününde hız iki katından fazlasına çıktı
Craven ve ark. 2010 Burun içi hava akışı, hesaplamalı model Köpek burnu (insan akışına atıfla) Köpekte solunum ve koku yolları ayrışıyor; koku girintisi taşınma deseniyle ilişkilendiriliyor
Niimura ve ark. 2014 Genomdaki işlevsel koku reseptörü geni sayısı On üç plasentalı memeli Afrika filinde ~2000 gen; duyusal bir test eşlik etmiyor

Dört satırın hiçbiri diğerinin sorusunu yanıtlamıyor. Bir genom sayımıyla bir eşik ölçümü, bir akış modeliyle bir saha denemesi aynı ölçeğe konamaz. Popüler tabloda hepsi tek bir "koku alma gücü" sütununa indirgeniyor; asıl kayıp burada oluyor.

Breva hakkında

Breva kokulu bir kozmetik üründür. Karışımların bileşen listesi ürün sayfalarında tek tek yazılıdır; hangi karışımın hangi yağlardan kurulduğunu nazal stick içindekiler yazısında topluca bulabilirsin.

Açık turkuaz bir zemin üzerinde çapraz bir desen oluşturacak biçimde dizilmiş, kapakları kapalı beyaz Breva nazal stick tüpleri
Açık turkuaz zemin üzerinde çapraz dizilmiş, kapakları kapalı beyaz Breva nazal stick tüpleri.

Kapanış

Sorunun cevabı bir sıra numarası değil. 1879'da bir anatomist beyin kesitlerine baktı, bir oran gördü ve o oranı özgür iradeyle ilişkilendirdi. 1890'da bir başkası bu ayrıma bugün hâlâ kullandığımız adları verdi. Aradan geçen yüz kırk yılda sıralama tekrar edilmeye devam etti.

Ölçümler çok daha geç geldi ve tek bir sütuna sığmadı. Eşik, ayırt etme, tanıma ve kaynağı bulma birbirinden bağımsız ölçülüyor; bir türün birinde önde olması diğerlerinde de önde olmasını gerektirmiyor. Sıralamanın dayandığı ölçüt ise dördünden hiçbiri değildi — bir beyin kesitindeki orandı.

Boşluğun büyük kısmı hâlâ açık: çoğu tür çifti için karşılaştırma yapılmamış durumda. Bu yüzden bir dahaki sefere o tabloyla karşılaştığında sorulacak soru "hangisi daha iyi" değil, "bu hangi ölçütle ölçüldü" olabilir. İkinci soru, birincisinden çok daha sık cevapsız kalıyor.

Sık sorulan sorular

Köpekler insanlardan daha iyi koku alır mı?

Bunu genel bir cümleyle yanıtlayan bir ölçüm dizisi yok. Koku izi sürme gibi belirli görevlerde köpeklerin daha başarılı olduğu kabul edilir ve bunun bir nedeni köpeklerin çok daha hızlı koklaması olarak gösterilir; ancak bu görevde köpekle insanı yan yana ölçen bir çalışma yok. Türler arası duyarlılık karşılaştırmalarının ise çok azının deneysel desteği vardır; 2017'de Science'ta yayımlanan derleme, bu tür karşılaştırmaların çok azının deneysel desteği olduğunu belirtir. Yani doğru cevap "evet" ya da "hayır" değil, "hangi koku için ve hangi görevde" sorusudur.

İnsanın koku alma duyusu neden zayıf sayılıyor?

Bu kabulün kaynağı bir performans testi değil, 1879'da Paul Broca'nın memeli beyinlerini karşılaştırırken yaptığı bir çıkarımdır: koku soğanının beyne oranı insanda çok küçüktü ve Broca bunu ön lobdaki özgür iradeyle ilişkilendirdi. 1890'da William Turner bu ayrımı üçe böldü ve araya mikrosmatik kategorisini ekledi. Sınıflandırma koku alma yeteneğinin ölçülmesinden değil, beyin oranlarının karşılaştırılmasından doğdu.

"Köpeğin burnu on bin kat güçlü" ifadesi doğru mu?

Bu ifade çok yaygın biçimde tekrarlanıyor, ancak onu tekrar eden kaynaklarda dayanak olarak bir ölçüm çalışması gösterilmiyor ve bu yazı hazırlanırken böyle bir birincil ölçüme ulaşılamadı. Rakamın yanlış olduğu değil, izinin bir ölçüme kadar sürülemediği söylenebilir. Bu, bilimsel literatürde türler arası koku karşılaştırmalarının büyük ölçüde yapılmamış olmasıyla uyumlu.

İnsan gerçekten koku izi sürebiliyor mu?

2007'de Nature Neuroscience'ta yayımlanan bir çalışmada 32 denek, diğer duyusal girdileri kapatılmış hâlde açık bir çim alanda çikolata esansiyel yağıyla çizilmiş yaklaşık 10 metrelik bir izi takip etmeye çalıştı; 21'i izi sonuna kadar sürebildi. Burun delikleri kapatıldığında hiçbiri başaramadı. Üç gün çalışan dört denekte takip hızı saniyede 0,026 metreden 0,057 metreye çıktı.

Koku reseptörü geni sayısı bir türün ne kadar iyi koku aldığını gösterir mi?

Gen sayımı bir genom ölçümüdür, bir koku eşiği ölçümü değildir. Afrika filinde yaklaşık 2000 işlevsel koku reseptörü geni bulunmuştur ve bu bilinen en büyük dağarcıktır; insanda bu sayı birkaç yüz mertebesindedir. Bu rakamlar yayımlandığında bunlara eşlik eden bir duyusal test yapılmamıştı ve sayıdan yeteneğe geçen çıkarım bu nedenle eleştirilmiştir. Ayrıca insan koku epitelinde yalancı gen sayılan dizilerin önemli bir bölümünün mRNA'ya kopyalandığı görülmüştür.

İlgili yazılar

Koku alma duyusu nasıl çalışır? · Kokuları neden tarif edemiyoruz? · Lezzeti dilimiz mi alıyor, burnumuz mu? · Koku hafızası neden anıları tetikler? · Kokular mevsime göre neden değişir? · Mentol neden serinlik hissi verir? · Esansiyel yağ nedir, nasıl elde edilir? · Nazal stick içindekiler · Nazal stick nedir, nasıl kullanılır? · Hangi Breva aroması sana uygun?

Karışımların bileşen listesi ürün sayfalarında tek tek yazılı.

Mint Wintermint Tropical Forest Focus Lavender

Güvenli kullanım ve uyarılar

Breva bir kozmetik üründür. İlaç veya tıbbi cihaz değildir. Bu tanımın dışında kalan hiçbir işlev ürüne atfedilmez.

Bu yazı bir sağlık danışmanlığı değildir. Anılan çalışmalar türler arası koku alma araştırmalarına aittir; bir ürünün etkisine ilişkin bir bulgu içermezler ve burada böyle bir sonuç çıkarılmaz.

Koku herkes için nötr değildir. Migren öyküsü, koku hassasiyeti ya da kokuyla tetiklenen baş ağrısı öyküsü olan biriysen güçlü kokulu ürünlerden uzak dur.

Ürün 3 yaşın altındaki çocuklarda kullanılmaz. Kullanmadan önce doktoruna danış: hamilelik ve emzirme döneminde; astım, kronik solunum yolu rahatsızlığı veya epilepsi tanısı olan kişilerde; düzenli ilaç kullanan kişilerde.

Kullanım şekli ve sınırları: Yalnızca haricen kullanım içindir. Kapağını açıp burnuna yaklaştırarak kokla. Bundan fazlası önerilmez: burun deliğinin içine sokma, burun içine sürme, derin nefesle içine çekmeye çalışma. Ürünü yutma. Göz ve çevresiyle temasından kaçın; temas ederse bol suyla yıka. Cilde sürme.

Alerji ve hassasiyet: Koku bileşenlerine karşı kontakt alerji seyrek ama gerçektir. Alerjen beyanları etikette yer alır ve "doğal" olması bir bileşeni bu yükümlülüğün dışına çıkarmaz. Hassasiyet şüphesinde yama testi için dermatoloğa başvur.

Saklama: Ürünü doğrudan güneş ışığından ve yüksek sıcaklıktan uzak tut; yazın araç içinde, torpido gözünde ya da ön konsolda bırakma. Kullanmadığında kapağını kapalı tut.

Bir sorun yaşarsan: Kozmetik ürün kullanımı sonrası istenmeyen bir etki gördüğünde kullanımı bırak ve gerekiyorsa hekime başvur. İstenmeyen etki bildirimleri için ürünün sorumlu kişisine ve yetkili kuruma başvurabilirsin.

Kaynaklar: McGann J.P. (2017), Poor human olfaction is a 19th-century myth, Science 356(6338):eaam7263, doi:10.1126/science.aam7263 · Broca P. (1879), Localisations cérébrales: Recherches sur les centres olfactifs, Revue d'Anthropologie 2:385–455 · Turner W. (1890), The convolutions of the brain: a study in comparative anatomy, Journal of Anatomy and Physiology 25:105–153 · Sarrafchi A., Odhammer A.M.E., Hernandez Salazar L.T. & Laska M. (2013), Olfactory sensitivity for six predator odorants in CD-1 mice, human subjects, and spider monkeys, PLoS ONE 8(11):e80621, doi:10.1371/journal.pone.0080621 · Porter J. ve ark. (2007), Mechanisms of scent-tracking in humans, Nature Neuroscience 10(1):27–29, doi:10.1038/nn1819 · Craven B.A., Paterson E.G. & Settles G.S. (2010), The fluid dynamics of canine olfaction: unique nasal airflow patterns as an explanation of macrosmia, Journal of the Royal Society Interface 7(47):933–943, doi:10.1098/rsif.2009.0490 · Niimura Y., Matsui A. & Touhara K. (2014), Extreme expansion of the olfactory receptor gene repertoire in African elephants and evolutionary dynamics of orthologous gene groups in 13 placental mammals, Genome Research 24(9):1485–1496, doi:10.1101/gr.169532.113 · Türk Dil Kurumu, Güncel Türkçe Sözlük, "koku", "burun", "koklamak" maddeleri, sozluk.gov.tr, erişim 20 Eylül 2026.

Ürünleri Keşfet ← Bloga Dön